Site içi arama : | Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hızlı Erişim :

(Görme Özürlüler İçin)
ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı:
Şifre:
 
  Şifremi Unuttum!

Yazı Boyutu Büyüklüğü:
A-|A=|A+


E-Bülten Aboneliği

E-posta Adresiniz:

Arkadaşınla Paylaş

İsminiz:

E-posta Adresiniz:

Arkadaşınızın E-posta Adresi:

Kurucu Başkanımız Sayın Gültekin YAZGAN`ı 29.01.2012 Pazar Günü Kaybettik. Acımız Büyüktür;
Başımız Sağolsun.

 
Bağışlarınız İçin Banka Hesap Numaralarımız
 
Harita İçin Tıklayınız

Duyduğumuz En Güzel Ses - Selman DEVECİOĞLU


          Bir Cuma günüydü, okuldan çıkmak üzereydik ki, Öğretmenimiz bizlere "Çocuklar, sizlerden duyduğunuz en güzel sesi anlatan, tanımlayan bir kompozisyon yazmanızı istiyorum ödeviniz sadece budur. " İyi tatiller." dedi ve zil çaldı. Henüz lise 1.sınıfta idim. O zaman öğretmenimizin verdiği bu ödev, beni çok derinden etkilemişti. Acaba duyduğum en güzel ses ne olabilirdi ki? Daha okul çıkışı düşünmeye başlamıştım bile.
          Eve doğru yürürken, arkadaşlarımın kendi aralarında," Aman bu da iş mi ya kuş sesi üzerine yazalım gitsin, "diyordu. Bir diğeri," Ben de rüzgâr sesi üzerine yazarım."Bir diğeri ise "yağmur sesi üzerine " yazmayı planlarken, benim içimi anlam veremediğim, bu gün bile adlandıramadığım, garip bir duygu kaplamıştı. Bu duygu seli içinde eve kadar hiç kimse ile konuşmadan yürüdüm. Evde kardeşim Gül ile benden başka hiç kimse yoktu. O hafta sonu annemle babam, dedemlere yardım etmek için köye gitmişlerdi.
          Gül henüz ödevini yapıyordu öyle dalmıştı ki, benim geldiğimin farkında bile olmamıştı. Bu demekti ki yemek işini erteleyebilirdim bir süre, bende sabırsızlıkla yazmak istediğim, beni böylesine etkileyen kompozisyon hakkında düşünebilir, ödevime başlayabilirdim. Derken annemi düşündüm bir ara giderken bana" kızım sen nede olsa büyüksün Güle dikkat et onu ihmal etme aklım sizde kalacak ama sana güveniyorum." dememiş miydi?
          Annem olsa bize yemekten önce ödev yaptırmazdı ki. Ama aklımda ödevimde kalmıştı! Of Allah'ım ne yapsam! Kafam ödevde ve annemde olmak üzere iki ayrı yerde karmakarışık oturuyordum. Bu konuda biraz düşündükten sonra kendimi odamda buldum. Kalemi defteri alıp düşünmeye başladım. Ne olabilirdi duyduğumuz en güzel ses.
          Bazen defterime başlıklar atıp geri siliyor, bazen de dakikalarca dalıp düşünüyordum. Ali'nin dediği gibi kuş sesimi yazsam acaba, hayır hayır daha farklı olmalı. Zira bu ses öyle bir ses olmalı ki, o ses duyulmadığında insanlar hemen fark edebilsin, hemen eksikliği hissedilsin. Tamam, kuş sesi, yağmur, rüzgâr sesleri de tabii ki duyduğumuz en güzel seslerdendiler ama bunları arkadaşlarım yazacaktı zaten hem yazmasalar bile ben bu ödevi yalnızca ödev olarak algılamamıştım ki. Öyle algılamış olsam çoktan yapmıştım diye kendime sorular soruyor kendimle adeta konuşuyordum. Bu gelgitler, sorular beynimi allak bullak ederken, bir ara saate takıldı
          gözlerim. Saat tam dokuz buçuğu gösteriyordu. Gülün yanına doğru gittim, odanın bir köşesinde öylece uyuya kalmıştı. Karma karışık olan kafam annemin özellikle dikkat etmemi istediğim kardeşimin yemeğini yemeden uyuması üzerine birde suçluluk duygusuyla katlanarak artan bir karmaşa içinde kalmıştı. Kalemi kağıdı bırakıp kardeşimin yanına uzandım. Nede olsa hafta sonu önümde daha iki gün vardı. Hem bu yorgunluk ve hissettiğim suçlulukta zaten müsaade etmezdi ki ödev yapmama.
          Bir süre öylece kaldım dikkat ettim hiç hareket etmeden duruyor, istesem de istemesem de düşünüyor düşünüyordum. Ne kadar zaman geçmişti bilemiyorum uykuya yenik düşmüşüm sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanınca anladım ki çok ama çok halsiz ve güçsüz düşmüştüm. Bir süre kendime gelemedim hala kafam yazacağım "ses" konulu kompozisyonda idi. Bir ara Gül'ün akşam yemek yemediğini hatırlayınca, kendimi toplayıp derhal ona güzel bir kahvaltı hazırlamaya karar verdim. Gül ile birlikte kahvaltı yapıyorduk biran kardeşimin bana doğru baktığını hissettim Göz göze gelince gül bana " Abla neyin var senin akşamda hiç konuşmadın üstelik çok yorgun görülüyorsun ne oldu sana? " diye sordu. Ona öğretmenimizin verdiği ödevi ve bu ödevin beni çok etkilediğini anlattım. '' O yüzdendir ki, gece uyuyamadım hala da kafam soru işaretleri ile dolu kararsızlık çok zor Gülcüğüm "dedim ama kardeşime öğretmenimin verdiği ödevin duyduğumuz en güzel sesi tanımlamamız konulu olduğunu anlatamamıştım. Birden gözlerim doldu ondan yüzümü saklamaya çalıştım. Galiba başarmıştım kardeşimde çok üstelememiş, beni zor durumda bırakmamıştı. Nasıl anlatabilirdim ki Gül'üme bunu. Nasıl söyleyebilirdim kardeşim doğuştan işitme engelli idi. Bu güne dek bırak güzel bir sesi, hiçbir ses duymamıştı. Bu defa artık dayanamıyordum, odama zor attım kendimi, göz yaşlarımı saklama gereği duymaksızın rahat rahat ağlıyor, düşünüyordum.
          Bu ödevde en güzel sesleri belirlemeye çalışırken, nasıl olmuştu da kardeşimi düşünmemiştim. Şimdi işim iyice zorlaşmış, durumum içinden çıkamadığım bir hal almıştı. Hayır! bu kompozisyonu yazamazdım. Kardeşime karşı kendimi suçlu hissediyor, bir türlü olayın akışından, yaşattığı hüzünlü anlardan kurtulamıyordum. Gül bir ara odama geldi işaretler ile bana "Gel abla biraz dolaşalım istersen, senin bu durumuna çok üzülüyorum, hem sen yine ağlamışsın, yapma artık lütfen   diyordu birlikte evden çıkıp yürümeye başladık ki: Gül, bana eve geri dönmesinin gerektiğini hemen geleceğini söyledi. Bahçedeki banka oturup Gül'ün gelmesini beklemeye başladım.
          Elinde benim hırkamla gelmişti. Gül bana, havanın soğuk olduğunu, o hırkayı giymem gerektiğini anlattı. Birlikte bir saat kadar dolaştık. Gördüğü her çiçeğe, her böceğe, her kuşa, her taşa bakıyor, inceliyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum ama sormaktan da korkuyordum sanki. Zira hala içim acıyor, hala canım yanıyordu. Öyle ki bir konuşsaydık Gül ile gözlerimde taşıdığım bulutları artık taşıyamayacaktım.
          Bir ara bana dönerek akşam olduğunu eve dönmemizin gerektiğini söyledi. Eve dönerken Gül'ün aceleciliği dikkatimi çekiyor, fakat sebebini anlayamıyor anlam veremiyordum. Eve gelip birlikte oturduk bir süre, ben dünden çok yorgun ve uykusuz olduğum için ve sanki yalnız kalınca rahatlayacağımı düşündüğüm için odama gitmiştim. Kompozisyon olayını unutmaya çalışıyordum. Ne yapayım not alamazsam sanki... Yazamam. Yapamam. Kimseye de anlatamam ki kim anlar. Kim inanırdı ki... Yine kendime sorularım ve içinden çıkılmaz duygularımla uykuya yenik düşmüştüm. Sabah kalkıp gün içinde ne iş yapılması gerekiyorsa onları yaptım. O kompozisyonu yazmamak sanki beni rahatlatmıştı, artık duyduğum en güzel sesi hiç merak etmiyordum. Merak ettiğim her an içinse, pişmanlık duyuyor, üzülüyordum. O gün annemlerde geldiler. Onlara bu olaydan bahsetmemeye karar vermiştim. Uyumak, hep uyumak istiyordum. Bu olay bitene kadar bana rahat yoktu yürekte.
          Pazartesi sabahı annem, Gül ile beni uyandırdı. Ne güzeldi annemin evde oluşu... Gül, o vakit 6.sınıf öğrencisi idi. Kahvaltı yapıp evden çıktık. Okullarımız farklıydı. Gül'ün okuluna yaklaşınca elimi tuttu, üzülme der gibi baktı. Gülümsedik birbirimize ve o, okuluna bense kendi okuluma gitmek üzere yollarımızı ayırdık. 3iraz geç kalmış olmalıydım ki bahçede hiç kimse yoktu. Sınıfıma koşar adımlarla gittim. Öğretmenimiz daha derse girmemişti. Hemen geçip oturdum. Arkadaşlar kendi aralarında kompozisyon üzerine konuşuyorlardı. Ali, sen ne konulu yazdın? Zeynep peki sen? Bu konu öğretmenimizin gelmesi ile yerini sessizliğe bırakmış, bu sessizlikse beni bir an rahatlatmıştı. Öğretmenim kompozisyonları toplamadan önce konularını sordu ve herkesin kendi yazdığı kompozisyonu kendine okutacağını söyledi. Ben artık düşünmek bile istemiyordum bu olayı ne olacaksa olacak, nasıl olsa bu gün her gün gibi bitecekti. Öyle ya, her gün bitmeye mahkûm değil miydi? Sıkılmıştım ve değişiklik olur mu düşüncesi ile çantamdan bir test çıkarıp çözmek üzere elimi uzattım. Çantamın bana hiç o gün ki kadar ağır gelmemiş olduğunu hissettim önce. Alıp açtım çantamı test ararken daha önce koymamış olduğuma emin olduğum bir zarf görmüştüm. Bir ara hiç bakmamayı düşündüm ama kendim koymamıştım... Evet! Evet eminim.
          Zarfı aldım itina ile açtım üzerinde ustalıkla hazırlanmış kısa ama çok büyük anlamlar yüklü olan şu sözler vardı:
          "Duyduğumuz En Güzel Ses"
          Duyduğumuz en güzel ses, nelere yüklenemez ki bu güzellik sadece ses çıkaran varlıkların sesleri arasında seçim yapmak doğrumudur sizce. Hayır. Kabul etmiyorum ben bazen dinlerim zambakları kırmızı olanı başka. Pembe olanı. Başka beyaz olanı başka güzellikleri anlatır. Kelebekleri dinlerim bazen de, yere düşen kar tanelerini. Gökkuşağını odamın penceresinden bana ışık veren güneşi. Gece karanlığında, yıldızları, ayı... Bir dağın eteğinde kardeleni dinlerim, evet onlarda konuşurlar. Sizler, hep çiçeklerin dili vardır dersiniz sanırım benim bu düşüncelerimi kabul edersiniz. Değil mi? O dile mecaz anlam yüklendiğini söylemişti öğretmenim ben sorunca, umarım sizde yüklemezsiniz. Bana çiçeklerin konuşamadığını söylemişti öğretmenimde olsa doğru değildi söyledikleri saygı duymamıştım bu fikrine. Evet, bu saydıklarımın hepsi konuşurlar bence. Gelelim duyduğum en güzel sese insanın duyduğu en güzel ses, yüreğinin sesidir. Çünkü yüreği güzelse her sesi güzel gösterir eğer insanın yüreğinin sesi güzel değilse. Dinlediği hiçbir seste güzellik bulamaz hep hayret etmişimdir bir avcı o güzelim kuşların seslerini duyduktan sonra onlara nasıl kıyabilir. Ben hiç kuş sesi duymadım ama yüreğim kuşların seslerinin çok güzel olduğunu söylüyor çiçeklerin, kelebeğin, kar tanelerinin gökkuşağının, kardelenin de öyle. İşte bu yüzden benim duyduğum en güzel ses yüreğimin sesidir ve duymasını bilene etrafına güzellikler yansıtan her varlığın sesi güzeldir. " diye bitirmişti Kompozisyonu kardeşim ve altına şu şekilde not düşmüştü ablacım seni çok üzgün görünce senin için endişelenmiş olmasaydım masanın üzerinden yere düşen kâğıda bakmazdım özür dilerim.
          Artık kendimi tutamıyor hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.Demek ki kompozisyon başlığını attığım ama silmeyi unuttuğum bir kağıt kalmıştı odamda sınıfta neler olmuş kimler kompozisyonlarını okumuştu bilmiyorum öğretmen benim yanıma gelip oturdu: Neyin var Ravza ne oluyor yavrum iyi misin? iyiyim öğretmenim merak etmeyin
          Dedim sıra bana gelmek üzereymiş. Öğretmenim "Toparlanabilecek misin okuya bilecek misin?" dedi.
          Evet, okuyacağım dedim gururla okuyacaktım Gülün yazdıklarını hüzün ile mutluluk bir arada yaşanıyordu yüzümde.
          Evet, sıra bana gelmişti öğretmenim: Hadi Ravza, diye seslendi. Yavaş yavaş öğretmenimin yanına gittim. Güçsüzdüm, ama artık mutluydum. Öğretmenim" Ravza söyle bakalım, sen duyduğun en güzel sesi nasıl tanımladın? Kompozisyonunu ne üzerine yazdın, duyduğun en güzel ses ne idi? ." Gülün yazmış olduğu kompozisyonu arkasındaki not ile birlikte okudum sınıfta hiç ses çıkmamış hiç kimse neden kardeşimin yazdıklarını okuduğumu sormamıştı ağzını açacak olan herkesi öğretmenim bir işaret ile susturuyor beni dinliyordu ben kompozisyonu şu şekilde bitirmiştim.
          Öğretmenim ben çok çalıştım çok aradım duyduğum en güzel sesi. Ve şuna karar verdim ki. Hayatımda duyduğum en güzel ses, kardeşimin yüreğinin sesi idi.

Selman  Devecioğlu