|
Eski bir kitap. Kapağı mavi. Kapakta "Uyan” diye yazıyor. Uyanığım diye düşünüyor. Kaçtan beri? Beş olsa gerek. Güneş henüz doğmadan, karanlıkta uyananlardan o. Kitabın yırtık sayfalarından birkaçını çeviriyor, "Asla umutsuzluğa düşmeyin, umudunuzu koruyun." Dudak büküyor. Kitabı sol eliyle tuttuğu çuvalın içine atıyor. Birkaç adım ilerisinde bir gazete gözüne ilişiyor. Gazetenin başlığına bakıyor, "Krize rağmen yüzde 8’ lik büyüme!" Yüzde sekiz diye düşünüyor, doğru mu acaba? Bu hesapta bir yanlışlık var. Onun büyüme hesabı daha basit, insanlar daha çok kazandıklarında daha çok yerler. Daha çok yedikleri için de daha çok çöp üretirler. Şu halde buralarda daha çok çöp olmalıydı. Başını kaldırıp etrafındaki çöp dağlarına ve gökyüzüne bakmıyor, sonbaharın hüzünlü güneşi yer yer dünyaya göz kırpsa da, kurşuni gökyüzü kasvetli ve ağır; kendini ezilecek gibi hissediyor. Çöpler aynı çöpler diye düşünüyor, son üç ayda değişen bir şey yok. Krizden kurtulduğumuzu söylemek için erken İşte şuracıkta, çöplüğün doğu kısmında yeni bir çöp dağı meydana gelirse bir ekonomik büyümeden söz edilebilir; ama bunun için henüz erken. Gazeteyi de torbasına atıyor, acele etmeli. Böyle kitaplara, gazete sayfalarına dalıp giderse kendisine toplayacak kâğıt kalmayacak. Hızla çevresindeki kâğıtlara saldırıyor, harflere, rakamlara aldırmadan ne var ne yok çuvalına dolduruyor. Başını yerden kaldırmadan birkaç adım ilerliyor. Gözüne istemeden bir başlık ilişiyor. "Alışmayın..." Bir reklam başlığı olmalı. Düşünüyor, neye? Edebiyat öğretmeninin, "Al bunu oku," dediği bir kitaptan anımsıyor, kitabı kâğıt çuvalına atmamak için çok çaba harcamıştı, yazar "İnsan alışan bir hayvandır," diyordu. Ya şuna ne demeli? İnsan her şeye alışır." Hapishanelere yaraşır bir söz. Alışmalı, alışmalı diye düşünüyor. Eğer ben şu çöp kokusuna alışmasam burada nasıl dururdum? Eğer insan alışmazsa, çalışmaz. İşte o kadar. Alışmayın ha! Bu başlık açık açık insanı isyana teşvik ediyor. Kâğıt fabrikasında yeniden hamur yapılmalı. Dişlerini gıcırdatıyor. Umarsızca bir çöp dağının altına doğru sokuluyor. Bazen kulağına yakarışlar geliyor Kâğıtların yakarışı. Kâğıtlar sürekli ağlar, ağaçtan hamura, hamurdan kâğıda dönüşürken, kesilip kitap, gazete yaprağı olup, sonra da tüketilip atılırken hep ağlarlar Yazı kâğıda bir kişilik kazandırır. Şimdi kendisi kâğıtların o kişiliğin; yok ediyor. Onları hamur yaptırıp yeni bir kişilik kazandıracak. Sürekli değişen bir kişilik. Gece farklı, gündüz farklı, bugün ve yarın. Ağlamaları doğal. Sonra bu yakarışlar giderek bir türküye dönüşüyor. Kendisi gibi kâğıt toplayan Metin'in türküsü: "Urfa'nın etrafı, dumanlı dağlar," diyen bir türkü Sesi hüzünlü. Nasıl olmasın? Burası onların Urfa'sı. Onların çöp dağları... Bir süre sonra kâğıtların yakarışı kendi yakarışlarına karışıyor. Her ikisi de kurtulmayı dileyen, o sihirli elin bir gün kendisini bulup bu sefaletten çıkarmasını isteyen bir yoldaş oluveriyor Bizler de ağlıyoruz diye düşünüyor, sabah kalkerken, gece atılmış çöpleri sabah toplamaya gelirken, okula giderken ve dönüşte yine çöplerde kâğıt toplarken Bir tek oyun oynarken gülüyor, bir de çöpte topladığı parçalardan yaptığı uçurtmayı sürürken… Yeni başlık, "Ağaçları koruyun, kâğıt tüketiminizi azaltın!" Kendisi gibi kâğıt toplamaktan para kazanan bir çocuğun işine gelecek bir başlık değil bu. Çünkü kilo başına para alıyor. Ne kadar ağır olursa o kadar çok para. Peki, bir ağaç kaç sayfa eder? Hesaplar, hesaplar... Aslında ben çok ağaç kurtarmışım diye düşünüyor. Ben bunları topladıkça ağaçlar kesilmekten kurtuluyor. Şehrin bilinmez kahramanı; gerçi kahramanların tırnakları kendisininki gibi kir içinde olmaz ama olsun. Çok hayat kurtardı. "Bu çocukları kurtarın!" diyen bir başka başlık. Eliyle uzanıyor, gazeteyi yanındaki yemek artıklarının arasından kurtarmaya çalışıyor, gazete sayfasının bir kısmı elinde, gerisi altta kalıyor. Hüzünle bakan çocuklar var orada, altta. Kim oldukları belli değil. Çöp dağının içine sokuluyor var gücüyle. Kulağına motor sesi geliyor ama gözünü bir an olsun kâğıttan ayırmıyor. Her ne olursa olsun kâğıtlar yemek artıklarından, ağaçlar kesilmekten, çocuklar yazgılarından kurtarılmalılar. Çöpü eşeliyor eliyle Motor sesi gittikçe güçleniyor. Daha hızlı, daha hızlı... Eliyle tüm artıkları itiyor. Gazetenin kalan sayfasını alıyor. "Kurtardım onu! Kurtardım!" Yemek artıklarını silkeliyor. Kâğıt kurtuldu, ağaç kurtuldu. Ya çocuklar? Birden üzerini bir gölge kaplıyor. Başını yukarı kaldırıyor. Çöpleri düzleyen kocaman bir dozer bu. Bir çığlık atabiliyor yalnızca. Sesi motorun sesi altında boğuluyor. Dozer üstünden geçiveriyor, aldırmadan. Öğretmeni kâğıdın yapılışın anlatırdı. Hamur baskılanır, inceltilirdi. Kendisini baskı yapılan bir kâğıt gibi hissediyor. Canı acıyor. Saatlerce çöp dağlarının arasında onu arıyorlar. Sonunda Metin bir düzlüğün altında kitap görüyor. Eski bir hikâyeyi anlatan yeni bir kitap. Kapağı kan kırmızısı. Elleri titriyor, boğazı düğümleniyor Kapakta, "Kurtarın” yazıyor, gerisini okuyamıyor.
Ali Haydar BEN |