|
Yerle gökyüzünün birleştiği yerde ve sıra dağlar üzerinde küçük kulübede Ayşe Nine yaşıyormuş. Hayvan sevgisi aşırı geliştiğinden, kedisi, kafeste beslediği kuşu, bahçeyi bekleyen köpeği ve çilli horozu, Ayşe nineye arkadaşlık ediyormuş. Kulübenin çatısı çok eskiymiş. Sert rüzgâr estiğinde, kiremitler birbiri ardına çatıdan teker teker taş zeminin üzerine düşermiş. Ayşe nine kaç kiremit düştüğünü sayarken kuşu ötmüş. Hızlı adımlarla gidip kafesi bulmuş. Ama ne yazık ki kuş ötmeyi kesip susmuş. Ayşe Nine: "Aşkım," diye seslenmiş. Ama yanıt alamamış. Kafesin kapısını bulamadığından, "Aşkım seslenince cik... cik diye öterek yanıt verir misin?" demiş. Dile getirdiği istek cümlesini kuşunun asla yanıtlamayacağını düşündüğü sırada kuşu: "Cik... cik..." diyerek ötmüş. Bu olayla, çok sevdiği kuşuyla aralarında telepatik iletişim köprüsünün temelini atmışlar. Gök gürültüsüyle birbiri ardına çakan şimşek sesi birbirini izleyince, Ayşe nine irkilmiş. Gökten boşanırcasına yağmur yağmaya başlamış. Yağan yağmuru şarkıya benzettiğinden mutlulukla dinlemiş. Ama ansızın duyduğu tıp... tıp... sesiyle, mutluluk ülkesinden gerçek dünyaya dönmüş. Evin çatısının aktığını anlayınca yüreği burkularak yerinden kalkmış. Sesin geldiği yöne yönelerek el yordamıyla akan yerleri tespit etmiş. Banyodan kova getirip akan yerlerin altına yerleştirmiş. Böylelikle zeminin ıslanmasına mani olmuş. Ayşe Nine, kedisi ansızın ortadan kaybolunca onu aramak için bahçeye çıkmış. "Pamuk... Pamuk..." diye seslenmiş. Adını duyan kedi acıyla karışık miyavlamış. Ayşe nine sese yönelerek el yordamıyla sevgili kedisini bulunca hem sevinmiş hem üzülmüş. Çünkü eliyle kedisini yokladığında, ayağından yaralandığını hissetmiş. Kedisini kucakladığı gibi eve getirmiş. Yaralı ayağını tedavi etmiş. Ayşe Nine ocak başında bir yandan kedisinin mırıltısı diğer yandan kuşunun ötüşüyle, göz kapakları kapanarak huzurlu bir uykuya dalmış. Bahçedeki çilli horozun ötmesiyle de, tatlı uykusundan uyanmış. İlk işi, sevdiği hayvanlarını beslemek olmuş. Çaydanlığı ocağa oturtmuş. Düdüğü öttüğünde çayı demlemiş. Bir güzel mideyi doyurmuş. Kışın soğukta yem bulmakta zorlanan ve penceresine konan kuşlara her gün yem vererek mutlu oluyormuş. Sabah köpek sesiyle uyanmış. Heyecanla kapıya koşmuş. Köpeğin havlamasından muhtarın geldiğini anlayınca "Emmi sen misin," diye seslenmiş. Muhtar: "Ayşe Nine mektubun var," diyerek mektubu eline tutuşturmuş. Muhtar yaptığı hatanın farkına varınca mektubu çekerek elinden almış. Çünkü Ayşe Nine'nin görme özürlü olduğunu anımsamış. Muhtar mektubu okurken Ayşe ninenin yaşama sevinci daha da artmış. Duyduğu haberle kalbi hızlı atmaya başlamış. Çünkü baharda torunu yanına gelecekmiş. Mektubu titreyen elleriyle Muhtar'dan alıp, zarfı öptükten sonra göğsüne bastırmış. Ayşe Nine torunu geleceği için o kadar çok sevinmiş ki gıcırdayan kapı sesini duyduğunda, heyecanlanarak yerinden sıçramış. Kapı gıcırtısını unutturacak kadar muhteşem bir haber almış. Komşusu Emine gelmiş. Ona şilte uzatmış. İkisi yere oturarak koyu bir sohbete dalmışlar. Ayşe Nine arkadaşına sevinçli bir mektup aldığını ve torununun baharda geleceğini dile getirmiş. O gün konuşulan konu torunuymuş. Ona pişireceği yemeklerden ve anlatacağı hikâyelerden bahsetmiş. Çaydanlığın düdüğü ötünce çay demlemiş. Poğaçayla arkadaşına ikram etmiş. O sırada guguklu saatin kuşu çıkıp ötmüş. Ayşe nine guguklu saati çok seviyormuş. Kızı doğum günü hediyesi olarak almış. Her guguk dediğinde maziye dönüyormuş. Kızının bebekliğinden, evlenerek uzağa taşınmasına kadar olan zaman dilimi, zihninden film şeridi gibi geçiyormuş. Arkadaşını uğurladığında eve sessizlik hakim olmuş. Ayşe Nine için günler, esen rüzgârın uğultulu sesiyle, yaprakların hışırtısıyla, yağan yağmurun tıpırtısıyla, gök ve şimşek gürültüsüyle, ocakta çıtırdayan çalı çırpı sesiyle, kuşun ve horozun ötmesiyle, köpeğin havlamasıyla, kedisinin miyavlamasıyla su gibi akıp geçiyormuş. Etrafa yayılan mis gibi kokuyu duyduğunda, baharın geldiğini hissetmiş. Küçük çobanın yanık kaval sesini duyunca kuzuları otlatmaya getirdiğini anlamış. Kuzular meleşip duruyormuş. Bahar hem tabiatın uyandığını hem de biricik torunu Güneş'in geleceğini dile getiriyormuş. Kış mevsiminde evi kirlendiğinden önce badana yapmış. Sonra evi temizlemiş. Kuşu ve kedisiyle güneşleniyormuş. Yalnız dünyasının arkadaşları; kedi, kuş, köpek ve horozmuş. Onlarla yaşama sıkıca tutunuyormuş. Onlara torunu geldiğinde yayıkta ayran döveceğini, kırlarda gezdireceğini, sevdiği tatlı ve tuzlu mamaları yapacağını anlatıyormuş. Artık yaşamını torununun hayali süslüyormuş. Sabah erkenden kalkıp torunu için yemekler hazırlamış. Tatlılar ve tuzlular yapmış. Bahçedeki sandalyeye oturarak torununun gelmesini beklemiş. Ansızın " Ayşe Nineciğim... Ninem... " diye bir ses duymuş. Torunu boynuna sarılmış ve yanaklarını öpücüğe boğmuş. Gökyüzündeki güneş, bu sevgi yumağını görünce artık daha fazla sıcaklık ve ışık vermiş. Ayşe nine yakın köyden gelen ezan sesine dalıp ölen eşi Ahmet dedeyi düşündüğünde hüzünlenmiş. Çünkü eşi hasta olduğu günlerde hep torununun geleceğini hayal ederek ve onunla mutlu yaşayacağı zaman dilimini düşlemiş. Biricik çok sevdiği torunum için yaşamalıyım ve yaşama sımsıkı sarılmalıyım diye zihninden geçirdiği halde ne yazık ki torununun eve geldiğini görmeden vefat etmiş. Ayşe nine maziyi hatırlayınca damlamaya hazır gözyaşını, torunu görüp üzülmesin diye kalbine göndermiş. Ayşe nine sevinçle hüznü birlikte yaşıyormuş. Her şeyden habersiz gibi duran torunu altıncı hissi kuvvetli olduğundan Ayşe nineye " nineciğim, " diyerek sıkıca sarılmış. Ayşe nine, muhtarın " Gözün aydın " demesiyle daldığı mazi tünelinden çıkmış. Muhtar emminin bahçe kapısında nineyle torunun hasret gidermesini sessizce izlediğini görünce ona teşekkür edip içeri buyur etmediğini anımsamış. Ayşe ninenin çektiği üzüntü ve hasret bir anda bitmiş. Güneş'in elinden tutarak gözüne saray gibi görünen ve mutlu günler yaşayacağı eve girmiş.
Asuman ÖNER |