|
Turuncu dört katlı bir binanın önünde duruyoruz annemle. Annem zile basıyor. Kapı açılıyor, daracık merdivenlerden çıkmaya çalışıyoruz. Topu topu 2 kat çıktık ama bana 10 kat çıkmışız gibi geldi. Kapı açık bizi bekliyor bu kısa boylu yuvarlak yüzlü, güldüğünde kaybolan küçücük gözleri ile tombul teyze kapıda durmayın haydi gelin diyor. Mutfaktan çok güzel pasta kokuları geliyor. Evde bir sessizlik var ve o sessizliğin içinde tik tak tik tak eski bir saat sesi, sessizliği bozan... Aslında içeride bir huzur var ama saat sesi beni huzursuz ediyor. Nedendir bilmem ürperiyorum. Sanki bir yerlere bir şeylere geç kalmışım gibi tik tak tik tak sesi duracakmış hayat bitecekmiş gibi. Canım sıkılıyor bir an önce kalksak diyorum içimden iste o zamanın sesidir hep beni korkutan o günden beri... Hayatın yedisindeyim zamanın yedisindeyim. Benim için saat alarmı çalıyor ve hayat daha yeni başlıyor. Kısacık saçları siyah uzun önlüğü beyaz kolalı yakalığıyla küçücük bir kız çocuğuyum annemin elini tutarak okulun bahçesinde bekliyorum. Etrafı izliyorum kocaman bir bahçe burası çok kalabalık sınıfa giriyoruz. Çocukların bir çoğu ağlıyor onlara bakıyorum. Bana tuhaf geliyor ben ağlamıyorum belki de özgür olmayı sevdiğim içindir o zaman bile öyleymişim. Annem gidiyor korkmuyorum. Kimseyi tanımıyorum. Ama korkmuyorum tik taktik tak saat 12:00 ayaklarım yerde sağlam basıyorum, mercekli gözlüklerle kara tahta karşımda başlıyorum hayata. Yatağa uzandım yanı başımda bir saat sessizliği bozan. Sanki o bana yarın okula gitmem gerektiğini söylüyor. Dalıyorum uykuya uyandığımda yine aynı ses başımda hemen saate bakıyorum. Kalkmam gerektiğini söylüyor. Hazırlanıp çıkıyorum acele etmeliyim yoksa geç kalacağımı düşünüyorum. Bakıyorum saat 08:00 akrep yelkovan birbirini kovalıyor ve ben koşmaya devam ediyorum. Sanki benimle birlikte ağaçlar kaldırımlar yollar yani o çevremde gördüğüm her şey koşuyor ve ben de koşmaya devam ediyorum. Kulaklarımda zamanın sesi tik tak tik tak nihayet geldim Oh! yetişmişim ve okulun kapısından giriyorum merdivenleri hızla çıkıyorum, Of! bu merdivenlere hiç alışamadım çok dikler. Sınıfa giriyorum ve benden biraz sonra öğretmen giriyor ve sessizlik iki elim yanaklarım kavramış bekliyorum kulağımda saatimin sesi ders başlıyor. Dün yedisindeyim bu gün 17 sinde. Yarın üniversite sınavı var İçimde bir şeyler coşuyor. Artık genç bir kızım saatin tik tak sesleri içinde büyüyorum galiba ya da öyle zannediyorum. Yatağıma uzanıyorum, gecenin sessizliği içinde kulaklarımda sanki hiç geçmiyormuş gibi gelen zaman ve dalıyorum uykuya içimde bir şey çalıyor. Uyanıyorum saatim çalıyor hayat bana bir gün daha veriyor. Aman bugün sınav var. Hadi banyoya el, yüz, diş temizliği ve kahvaltı yapıldı. Haydi acele et. Nihayet sokağa çıktım Şimdilik sakinim. Minibüs durağındayım Aman! bu ne kalabalık ... Bana sıra gelir mi diyorum sıraya giriyorum insanların yüzüne bakıyorum; endişe, korku, boş vermişlik, hüzün, soğukkanlılık, acelecilik, heyecan hepsi var. İşte sıram geldi minibüste gidiyoruz hayata, bizi bekleyen heyecanlara, umuda işte geldik . Sınava girebileceğim yere doğru ilerliyorum ve sınıftayım. Kalbim çarpmaya başlıyor. Hiçbir duyumu hissetmiyorum. Sanki hayat bana çarpmış gibi hayat: 1 ben : 0. Nihayet kendime geliyorum kitapçıklar dağıtılıyor. Gerekli işaretlemeler yapılıyor. Sınav başlıyor hepimiz birbirimizle en önemlisi zamanla yarışıyoruz. Başımızdaki görevli son yarım saatiniz diyor. Beynimde akrep ve yelkovan hızlanıyor . Aman neden hatırlattı ki diye söyleniyorum içimden neyse nihayet bitti. Evraklar teslim edip çıkıyorum. Ama hayatla olan maçımız bitmedi. Yeni maçlara hazırlanıyorum ve beklenen gün yaklaşıyor sınav sonuçları açıklanacak. Postacı Ahmet amca bizim evimizin yokuşunu öyle yavaş çıkıyor ki bu yavaşlığa tahammül etmek mümkün değil bu zamanı kısaltmak için yanına koşuyorum. Elime zarfı uzatıyor ve müjdemi isterim diyor. Bu sadece bir zarf değil benim geleceğim umudum kazanmışlığım olacak. Heyecanla gülümseyerek alıyorum parçalarcasına açıyorum ve Trabzon İngilizce öğretmenliği kazandım. Artık skor değişti hayat:1 ben:2 Otobüsteyiz babamla, bugün zaman hiç geçmiyor. Sürekli gözüm saatimde uyumalıyım yok olmuyor, müzik dinlesem ya da yolu izleyim biri beni dürtüyor sanki rüyada gibiyim. İniyoruz otobüsten ve karşımda saat kulesi düşünüyorum. Nereye gitsem işte böyle zamanı hatırlatırlar insana. Sabah güneşi yatağımda sanki dingin bir bahar sabahı masamın üstündeki saat, saat yüreğimde, yüreğim kulaklarımda sanki; yüzümü bir sıcaklık okşuyor ve güneşle uyanıyorum. Harika bir bahar güneşi insanın içini ısıtan Üniversitenin 2. yılındayım işte bu odayı bu yüzden seviyorum her sabah güneşle doğuyorum bu küçücük odamda. Bugün cumartesi görebilir miyim onu acaba. Onu düşündükçe mutlu oluyorum sanki en güzel şeyler onda toplanmış. Masmavi bir deniz huzurlu, rengarenk en güzel kokan çiçekler baktıkça hayata bağlayan, kocaman bir yakamoz etrafında bir sürü yıldız. Zaman o anda dursa ve ben olduğum yerden baksam keşke. İşte bu aşk galiba ama ne yazık ki akrep ile yelkovan gibi hep birbirini kovalayan ama bir türlü bir arada olamayan. Küçücük odamda kocaman bir boy ayna karşısındayım, bedenimi hiç sevmeyen ben bugün çok seviyorum. Her yerim ışıl ışıl sanki. Tıpkı bahar gibi hayata gülümseyen. Evde yalnızım arkadaşlarım memleketinde. Bu gün kahvaltıyı dışarıda yapmalıyım. Hemen birilerini arıyorum buluşmak üzere. Koca bir 4 yıl geçti. Koca bir 4 yıl gerçekte de öylemi zamanın hükmü yok yakında ayrılacağım bu şehirden. Anıları içimde yaşayacak ve kulaklarımda arada burada yaşanan zamanın sesleri olacak. Aslında zor geliyor bu şehri bırakmak mavisini, yeşilini, dumanını, daracık sokaklarını çığlık çığlığa söylediğim şarkıları ve kumsalını bu şirin eve kaydediyorum mutluluğumu gözyaşlarımı bunalımlarımı heyecanlarımı sabrımı öfkemi.... Birkaç hafta sonra ayrılıyorum şehirden. Otogara beni bu şehirden alıp götürecek otobüs geldi Aman ne çok eşyam varmış eşyalarımı bagaja koyuyor görevli ön kapıya doğru yaklaşıyorum. Zaman ilerliyor hızlıca basamakları çıkıyorum. Yerimi bulamıyorum cam kenarı koridoru sevmiyorum oturuyorum koltuğa, gözlerim dışarıda tam çaprazımda saat kulesine kilitleniyor. 25'indeyim yavaş yavaş durulmaya başlıyorum. Artık hayata başka bakmaya başlıyorum. Yarın işe başlayacağım içim de kocaman fırtınalar nelerin beni beklediğini bilmiyorum farkında olmadan saatin sesini dinlemeye başlıyorum tik tak tik tak... Bugün ilk iş günüm olacak heyecanlıyım, içimde bir korku ve mutluluk karmakarışık erken kalkmışım hem de çok erken. Gözüm kaplumbağa hızıyla hareket eden bu saatte o arada dalmışım. Telaşla uyanıyorum. Saate bakıyorum aman Allah'ım hızla evden çıkıyorum. Hemen taksiye atlıyorum ve okulun kapısındayım . O ağır kapı açılıyor. Sanki bedenim o kapıdan daha ağır kalbim tik tak çok hızlı atıyor. Müdür beyin yanındayım nasıl geldiğimi anımsayamıyorum. Birlikte ilk görev yapacağım sınıfa doğru gidiyoruz. Yaklaştıkça heyecanım artıyor Müdür bey kapıyı açıyor. Orada her şeyin hareketleri yavaşlıyor ağır çekim bir film gibi her yer karanlık zaman duruyor 2 dakika sonra kendime geliyorum. Yaşamın bir dönemi daha başlıyor. Doğum günüm. Bugünle ilgili bütün şarkılar kulaklarımda yaş 30 kulağa hoş gelmiyor değil mi? İçim sıkılıyor bunalıyorum belkide yarısındayım hayatın kim bilir? Bir çok arkadaşım aradı bugünün önemiyle ilgili ve birçok hediye aldım. Aslında mutlu olmalıyım ama içimde bir hüzün var sevgilim bir hediye almış. Çok şık bir kol saati. Saat ayrılıktır bence zamanı hatırlatır çünkü. Gerçekten bu saat bu zaman dilimi bir gün bizi ayırır mı? Tezim doğru çıktı korktuğum başıma geldi tam bir hafta sonra her şey bitti. Onunla bu zaman dilimi bu beni ürperten ses bizi ayırdı. Bundan sonra hiç kimseden hediye bir kol saati kabul etmedim. Zor oldu ama 30 yaş sendromu geçti. Günler aylar yıllar geçiyor. Bayrama düğünüm var; bu gün gelinlik bakacağız tuhaftır bu yaşa kadar hiç vitrinlere gelinlik bakmadım Sadece zamanı geldiğinde bakılmasına gerektiğine inandığım için. Bence onu yaşadığın anın büyüsü önemlidir . Evleneceğim kişiye aşık değilim ama seviyorum. O beni çok iyi anlıyor. Düğün hazırlıkları başlıyor bu hazırlıklar bayağı yorucu kolay değil. Yeni bir hayat kurulacak ve kulaklarımızda bir başka zamanın sesi başlayacak .Kuaförden çıkıyorum nihayet. Önce fotoğraf çekiliyor, sonra salona gidiyoruz. İkimizde sade bir tören istedik. Salondayız, alkışlar arasında yerimize oturuyoruz. Nikah memuru başlıyor sormaya damat evet diyor şimdi sıra bende bekliyorum biraz yürekler ağızda beni bekliyorlar evet diyorum nihayet . Bir alkış kopuyor. Zaman ikimize herkese olduğundan başka işliyor. Tam 12 de imza atıyoruz yeni yaşama. Hayat paylaştıkça güzel diyerekten. Yıllar önce turuncu bugün sarı olan binanın önündeyim. Sarıyı hiç sevmem bana hastalığı çağrıştırıyor. Zile basıyorum kapı açılıyor merdiven aynı dar ama çok eskimiş, yine beni çok yoruyor. Bu sefer bekleyen kimse yok kapı açık içeri giriyorum. İçerisi kalabalık ve yine çok sessiz yalnızca o günden beri yine beni o ürperten tik tak sesi yatağın hemen üstünde ve yatakta yıllar önce gördüğüm o tombul teyzenin yerinde sanki başka biri yatıyor sararıp solmuş, yanakları iyice çökmüş. Bir saate bir ona bakıyorum saatin sesi gitgide yavaşlıyor sanki burada biri için zaman durmak üzere saate bakıyorum akrep ve yelkovanda en küçük kıpırtı bile yok sessizlik bitiyor son duyduğum sadece çığlıklar.
Halime YILDIZ |