Site içi arama : | Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hızlı Erişim :

(Görme Özürlüler İçin)
ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı:
Şifre:
 
  Şifremi Unuttum!

Yazı Boyutu Büyüklüğü:
A-|A=|A+


E-Bülten Aboneliği

E-posta Adresiniz:

Arkadaşınla Paylaş

İsminiz:

E-posta Adresiniz:

Arkadaşınızın E-posta Adresi:

Kurucu Başkanımız Sayın Gültekin YAZGAN`ı 29.01.2012 Pazar Günü Kaybettik. Acımız Büyüktür;
Başımız Sağolsun.

 
Bağışlarınız İçin Banka Hesap Numaralarımız
 
Harita İçin Tıklayınız

Sevimsiz Kuş - Lokman AYVA


          "Öteden beri böyle öten bir muhabbet kuşum olmasını istemişimdir" diye geçirdi içinden. Çocukluğunu hatırladı. Üniversiteyi bitirince bir iş bulacağını, pazarcılık yapan babasıyla komşuların tarla işlerine giderek eve katkıda bulunan annesini yanına alarak beraber oturmayı hayal etti. Annesi yine hiç bir iş yaptırmaz, babası da "Kız çocuğunun başına ne geleceği belli olmaz, yalnız başına bırakamazsın sokağa." deyip hayatını kısıtlarlar mıydı acaba? Hâlbuki üniversiteye gelmişti ve özellikle kız arkadaşlarının teşvikiyle beyaz bastonu kullanarak sokağa tek başına çıkabilmişti. Ara sıra körlüğüyle ilgili ilginç olaylar da yaşamıyor değildi. Ama o olaylar sayesinde hayatı öğreniyor, hiç ummadığı şekilde olayların nedenlerinin ve sonuçlarının olabildiğini anlıyordu.
          Evet annesi ve babası yanına gelince artık onları da güzel bir şekilde ikna edecek, beraber yaşamanın mutluluğunu sonuna kadar hissedeceklerdi. Tabi ki evinin en önemli fertlerinden biri de muhabbet kuşu olacaktı. "Aaaa! Hiç aklıma gelmedi. Körler kuşa bakabilirler mi? Bunu kesin arkadaşlarımdan birine soracağım. Evinde kuşu olan birisi vardır." dedi alçak bir sesle. Bu arada kuş tekrar öttü. Odasında beklediği adamın ne kadar romantik biri olduğunu düşündü. Romantik bir erkek! Makamında muhabbet kuşu besliyor. "Benim ki daha romantik" diye bir iç çekti. "Ne var ki benim kendisine âşık olduğumu bilmiyor." Onu bir şekilde etkilemeliydi. Zaman zaman arkadaş grubu olarak bir yerlere giderken koluna giriyordu ama yine de oğlan yardım ettiği kız hakkında kötü düşünmüş olmamak için kıza fazla yakın davranamıyordu. Hâlbuki kız elini tutsun istiyordu. Soğuk bir havada çocuğa sokulsun, yağmurlu havada sarılarak yürüsün. Bitmeyecek geceleri düşünürken telefonu çaldı. Bir komutla kimin aradığını öğrendi. Doğru dürüst derslere uğramayan Nesrin Hocanın sınavda neler sorabileceğini öğrenmek için aramıştı. İsteksizce açtı ama istekliymiş gibi konuştu. Bazen kendisinden yardım istediği oluyordu. Telefonu kapattı. Odasında oturduğu kişinin ne kadar meşgul biri olduğunu düşündü. O arada muhabbet kuşunun ötüşünü duydu tekrar. Belki AB projesi kapsamında gideceği Portekiz'de kalacağı yerde bu kuşlardan vardı. Neden olmasın ki?
          Beklemekten sıkılmaya başlamıştı. Her ne kadar randevu almadan gelmişse de yine de canı sıkılmaya başlamıştı. Sekretaryaya bakan kişi, çay ikram edebileceklerini söyledi. En çok sevdiği şeyi İçmek için hemen ikramı kabul etti. Çaycı çayı getirdi fakat bu çayı kıza nasıl verecekti? Kız tarif etti. "Siz yanımdaki sehpaya koyun. Ben oradan alırım. Lütfen şekeri ve kaşığı da alabilir misiniz? Şekersiz içiyorum da" "Yanında şeker olduğunu nasıl gördün?" diye şaşkınlığını ifade etti çaycı. Böyle durumlarla çokça karşılaşmışlığın tecrübesiyle "Abdala malum olurmuş." dedi. Çaycı "Estağfurullah" dedi kapıyı çekerken.
          "Hazır kapı da kapalıyken şu kuşun kafesine falan bir baksam" fikri bütün zihnini kapladı kısa sürede. Tam orada birisi girerse içeri? "Hımm, kapıyı arıyordum derim." Kendi başına geldiğini biliyorlar, inanırlar mı? "İnanırlar inanırlar bal gibi inanırlar. Çünkü bazen şehrin ortasında yardım eden vatandaş, -niye dışarı çıktın, kimsen yok mu, ben olmasaydım sen ne yapacaktın-" gibi şeyler söylüyor. Hiç aklına gelmez ki onunla karşılaşana kadar ben evimde mi oturuyordum?" Ayağı kalktı. Sesin geldiği yöne doğru yöneldi. Büyük bir masa vardı. Masanın arkasında olduğunu tahmin ettiği koltuğa doğru dolaştı. Tam oraya yaklaşırken tekrar muhabbet kuşunun sesini duydu. "Demek sen de benimle tanışmak istiyorsun. Sahi oğlan mısın kız mısın?" Sesin geldiği yere elini uzattı ve dokundu. O da ne! Dona kaldı. O kadar çirkin ve sevimsiz bir kuştu ki, gülsün mü ağlasın mı ikilemini şimdiye kadar hiç bu şiddette hissetmemişti. Çünkü dokunduğu ve eline aldığı şey kuş sesi zili olan bir telefondu.

Lokman  AYVA