Kemal Anadolu'daki köylerden birinde yaşayan yoksul bir ailenin tek çocuğuydu. İki yıl önce geçirdiği bir kaza sonucu gözlerini kaybetmişti. Yaşadığı bütün zorluklara rağmen neşeli, hayattan zevk almasını bilen ve doğayı çok seven bir çocuktu. Sesi de yüreği kadar güzeldi. Radyodan, pazardaki seyyar satıcılardan ve yaşlılardan türküler öğrenir; kırda gezinirken, tarlada anne ve babasına yardım ederken ve köylerinde şenlik yapıldığı zaman söylerdi. Kuşları çok sever, onların sesini kendi sesinden daha güzel bulurdu. Bazen aklından "neden kuşlar da konuşmuyor?" diye geçirir, derin düşüncelere dalardı. En büyük hayali kuşlara konuşmayı öğretebilmekti. Bir yaz akşamı anne ve babasıyla birlikte komşuya oturmaya gitmişlerdi. Bir ara komşu kadın annesine yeni aldığı papağandan söz etti. Derin düşünceler içinde oturan Kemal "papağan" sözünü duyunca konuşulanları dinlemeye başladı. Komşu kadın annesine "Bizim papağan birkaç kelime daha öğrendi" deyince sevinç ve hayret içinde kaldı. Papağanların konuşmayı öğrenebildiklerini ilk defa duymuştu. Tekrar derin düşüncelere daldı. Kendisinin de bir papağanı olsa ne güzel olurdu! Ona konuşmayı öğretir, masallar anlatırdı. Uzun bir süre düşündükten sonra babasına bir papağan aldırmaya karar verdi. Babası köyde yeni bir iş bulduğunda ona "Ne istersin?" diye sordu. Kemal hiç düşünmeden "Papağan!" diye cevap verdi. Babası onun kuşların sesine olan hayranlığını bildiği için hiç itiraz etmedi. Hemen kasabadaki pazardan ona bir papağan aldı. Kemal, kafesi ilk eline aldığında sevincinden havaya zıpladı. Demek artık kendisinin de konuşmayı öğrenebilecek bir papağanı olmuştu! Onunla hemen konuşmaya başladı. O kadar çok konuştu ki papağan iki üç günde cümle kurmaya başladı. Bunu gören köylüler hayret içinde kaldılar. Çünkü köyde ondan başka bu kadar kısa zamanda papağan konuşturan olmamıştı. Aradan haftalar geçti. Kemal ne derse papağan onu yapıyordu. "Gel!" derse geliyor "Uç!" derse uçuyordu. Papağanın Kemal'in sözünden çıkmadığını gören anne ve babası sürekli "Çok sadık bir papağan" diyorlardı. Kemal de papağana "sadık" adını verdi. Sadık da Kemalin adını öğrenince birbirlerini isimleriyle çağırmaya başladılar. Sadık Kemal'i dinleye dinleye onun sesini taklit etmeyi öğrendi. Bir gün Kemal ormanda gezerken yolunu kaybetti. Akşam olmaya başladı, ama Kemal hala eve dönmemişti. Kemal'i evde bekleyen ve akşam olduğu halde gelmediğini fark eden Sadık onu aramaya çıktı. Kemal'i görür görmez sesini taklit ederek "Kemal! Kemal!" diye çağırmaya başladı. Kemal kendi sesini taklit edenin Sadık olduğunu anladı. Çünkü sesi ince olduğu için Sadıktan başkası taklit edemezdi. Ona doğru yürümeye başladı. Sadık hem eve doğru uçuyor hem de Kemal'e sesleniyor, Kemal de onun peşinden gidiyordu. Sonunda eve geldiler. Kemal içinden "iyi ki sadık sesimi taklit etmeyi öğrendi." dedi. Aradan yıllar geçti. Kemal büyüdü, sesi değişti. Fakat sadık Kemal'in eski sesini hep taklit etti. O Kemal'in eski sesini taklit ettikçe Kemal çocukluğunu hatırladı. Bu olay aklından silinmeyen bir anı olarak kaldı.